İÇİŞLERİ BAKINIMIZ SAYIN SÜLEYMAN SOYLU’ NUN POLSAN 51. OLAĞAN GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA ;

Sayın Bakan Yardımcımız; Sayın Emniyet Genel Müdürümüz; çok değerli Emniyet Genel Müdür Yardımcılarımız; Polsan Yönetim Kurulu’nun çok değerli Başkanı ve Üyeleri; Kıymetli Genel Müdürümüz; Saygıdeğer Delegeler; bugün bu salonda sizlerle birlikte olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlamak istiyor, Genel Kurulunuzun hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

*Kıymetli Arkadaşlar; ünlü Divan Şairimiz Bâki,  Kanuni Sultan Süleyman’a hitaben yazdığı o meşhur dörtlüğün sonunda der ki;

“ Buna Çarh-I Felek Derler, Ne Sen Baki, Ne Ben Bâki”... Belki de hayatta hepimizin en iyi bildiğimiz gerçektir ki hiçbirimiz ne bu makamlarda, ne bu dünyada baki değiliz.  Gelip geçici fanileriz. Ancak hayatla ilgili,  geleceğimizle ilgili, çoluk çocuğumuzla birlikte mutlu ve huzurlu bir ömür sürmekle ilgili,  elbette ki bir gayretimiz, bir ümidimiz söz konusudur. Yapılan araştırmalara göre, her on yılda dünyadaki yaşam beklentisi ortalama 2-3 yıl kadar yükselmektedir.  Ve bir projeksiyon olarak; bugün 82 milyon olan Almanya nüfusunun 2050 yılında 62 milyona düşeceği;  kırk yıl sonra ise Alman toplumunun üçte birinin 67 yaşın üzerinde, her yedi kişisinden birinin de 80 yaşın üzerinde olacağı öngörülüyor.  Avrupa’ya göre genel anlamda iyi durumda olmakla birlikte 1985 yılında bizim nüfusumuzun yüzde 4,7’si 65 yaşın üzerindeyken bugün bu oran yüzde 9,8’dir ve TÜİK tarafından yapılan nüfus projeksiyonlarına göre 2023 için yüzde 10,2’ye,  2040’ta 16,3’e; 2060 yılında ise yüzde 22,6’ya yükselecektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın en az üç çocuk söyleminin de bu noktadaki işlevi, esas itibarıyla bilimsel bir gerçekle ilgili olduğunu da bir not olarak ilave etmek isterim.  Şimdi, bu fotoğrafın ortaya koyduğu gerçek,  emeklilik sonrasında geçireceğimiz zamanların giderek uzadığı, ülkemiz için de bizler için de emeklilik sonrası hayatın kalitesinin arttırılması yönünde bir şeyler düşünmek gerektiğidir.

Dünya bu meseleyi tartışıyor. Yeni kavramlar ortaya koyuyorlar. Mesela “Aktif Yaşlanma” diye bir kavramı tartışıyorlar. Yani; insanların yaşlandıkça hayat kalitelerinin azalmamasını sağlamak; sağlık, sosyal hayat ve güvenlik standartlarını yukarı çekmek;  bu alanlardaki katılımlarını azaltmamak için alınabilecek önlemleri tartışıyorlar. İmkânsızlıktan dolayı evine kapanmak zorunda kalan değil, gençliğinde olduğu gibi hayatın her alanı içinde aktif olarak yer alabilen yaşlılığı tartışıyorlar. Keza “Yaşam Doyumu” diye bir kavramı tartışıyorlar.  Yani bireyin sahip olduklarıyla beklentileri arasındaki uzaklığı ve yaşlandığında bu mesafenin kapanması için nasıl tedbirler alınabileceğini düşünüyorlar.

Elbette ki bu sadece bugünün meselesi değildir. Dünyada emeklilik dönemine ilişkin sosyal güvenlik adımları 1900’lü yılların başında atılmıştır. Keza bugün genel kurulunu yaptığımız POLSAN’ın da kuruluşu, bildiğiniz gibi 1913’te çıkarılan bir nizanname ile gerçekleştirilmiştir. Yani aslında, birçok konuda olduğu gibi başlarken geç kalmadık. Ama ilerleme ve gelişme noktasında, mazimizle doğru orantılı bir yerde olmadığımız da su götürmez bir gerçektir. POLSAN benzeri kurumların dünyadaki karşılıklarına baktığımız zaman bize yakın örnekler görüyoruz.  Bunların kendine ait değişik yapıları ve yöntemleri var.   Mesela ABD’nin birçok eyaletinde POLSAN benzeri emeklilik yardım fonları oluşturulmuş. New York Polis Teşkilatı’nın emeklilik fonu 1940 yılında kurulmuş, halen 36 bin aktif, 43 bin emekli üyesi var. Teşkilatın yaklaşık 55 bin aktif çalışanı var. Yani katılım oranı yüzde 65 civarında. Bildiğiniz gibi biz geçtiğimiz aralık ayında, göreve yeni başlayan memurlarımızın POLSAN’a otomatik üyeliğini getirdik. Aynı düzenlemeyi New York Polis Emeklilik Fonunda 2009 yılında gerçekleştirmişler. Yıllık brüt ücretin yüzde 3’ü oranında katkı payı alıyorlar ve 25 yıl ödeme zorunluluğu getirmişler. Onlarda emeklilikte toplu para yerine maaş ödemesi ve bazı hizmetlerden indirimli faydalanma gibi bir sistem söz konusu.  Avrupa’da da benzer fonlar var. Orada bu fonların yönetimini finansal kurumlar eliyle gerçekleştiriyorlar. Keza firmalar nezdinde de böyle yapılar var. Mesela Mercedes’i bünyesinde bulunduran Daimler Grup’ta kendine ait bir mesleki emeklilik programı var. Bunlar da toplu ödeme veya maaş ödemesi şeklinde iki seçenek sunuyorlar.

Tabi biraz önce yukarıda bahsettiğim yaşlanma problemi, özellikle batı ekonomilerinde emeklilik sistemleri üzerinde bir baskı unsuru olmaya başlıyor. Dünyada birçok ülke tarafından örnek alınan Almanya’nın emeklilik sistemi, yaşlanma problemi yüzünden reform görmek zorunda kaldı ve tek sütunlu yapıdan, üç sütunlu yapıya döndü. Yani kamu emeklilik sigortasına ek olarak bireysel emeklilik ve mesleki emeklilik de işin içine girdi.  Bütün bu küresel çerçeveyi çizmemdeki maksat şudur: POLSAN ve benzerleri, eskiden belki mesleki bir avantaj veya bir ekstra olarak düşünülmüş işlerdi. Ancak bugün küresel sistem gereksinimi olarak da karşımızdadır. Bir kıyaslama yapmak için şu rakamları vermek isterim. Fon ve bireysel emeklilik düzenlemelerindeki aktiflerin Milli Gelire oranı Almanya’da yüzde 6,9; Fransa’da yüzde 10,1; Türkiye’de ise yüzde 2,6 civarındadır.

Kıymetli arkadaşlarım,  bütün bu çerçeveyi çizerken şunu anlatmak istedim: yaptığımız işte yeni değiliz ve esasen dünyada kimsenin yapmadığı bir şey yapıyor da değiliz. Aslında dünyada başarıyla uygulanan, başarılı örnekleri olan, uzun zamandır uygulanan bir sistemi bizler de POLSAN’ da ve ülkemizde başka birkaç örnekte uyguluyoruz.  Elbette ki arzu edilen seviyede olduğumuzu ifade etmek çok doğru olmayabilir. Hatta belki bir dönem patinaj çektik. Beklentileri, hayalleri tam olarak karşılayabilmiş değiliz. Ancak gelecekle ilgili bir iş yapıyorsak, hatalarımızdan ders çıkarıp geleceği yeniden inşa etmeye odaklanmak durumundayız. Önemli tecrübelerimiz var. Önemli yatırımlarımız var. Dolayısıyla doğru işler üzerinden yürümek, dünyaya ve kendimize ait doğrular üzerinden ilerlemek durumundayız.  Biraz önce ifade ettim, geçtiğimiz aralık ayında bana göre devrim niteliğinde bir kararla yeni memurlarımız için POLSAN katılımını zorunlu hale getirdik. Mevcut memurlarımız için ise tercihli olarak bıraktık. 2018’deki 44 bin 496 olan üye sayımız, şu anda 63 bin civarındadır.  Yani yüzde 50’seviyesinde bir artış elde ettik. Ancak biraz önce New York Polis Teşkilatından katılım oranını vermiştim. Toplam polis mevcudumuza bakarsak biz hala oransal olarak çok gerilerdeyiz. Herşeyden önce katılım oranımızı arttırmaya gayret etmemiz lazım. Zorunlu ortaklık düzenlemesiyle birlikte esas itibarıyla Sandığın aktüeryal dengesi de olumluya döndü.

Eğer bunu daha yukarı çekersek, sadece dağıtılacak geliri değil, yatırım yapacak geliri de arttırmak, yani özsermayeyi arttırmak mümkün olabilecektir. Bildiğiniz gibi ikinci kaynağımız ticari faaliyetlerimiz ve iştiraklerimiz. Halihazırda bu yıl sandığın ve bağlı ortaklıklarından elde edilen kârın yaklaşık yüzde 40’ı olan 53 milyon 296 bin Türk Lirasını temettü olarak dağıtmayı planlamıştır. 2018 yılında ortaklara toplam 128,7 milyon TL sosyal yardım; 243 milyon TL’SI da borçlanma yardımı yapıldı. Gelirler bir önceki yıla göre 13 milyon TL’den fazla arttı. Net kâr artışı da yaklaşık yüzde 13 seviyesinde gerçekleşti.  Yani attığımız her olumlu adım, elde ettiğimiz her olumlu gelişme, hızlı bir şekilde bilançolara ve tablolara yansımaya başladı.

Kıymetli arkadaşlar; kurumun bir yara aldığı, sadece mali olarak değil, belki bir moral bozukluğu olarak yara aldığı bir gerçektir. Ancak hızlı bir toparlanma sürecine girdiği ve çağın gereklerine uygun adımlar atıldığı da bir gerçektir. Kaybolan havayı tekrar kazanmak, güveni tam anlamıyla tesis etmek durumundayız. Elbette ki sadece kanun ve tüzük değiştirmek değil, esas itibarıyla yeni hedeflere ulaşabilmek için bir kurumda anlayışı da değiştirmek gerekiyordu. Buna dönük bir anlayış ortaya koymaya çalışıyoruz. Gerek aralık ayında yaptığımız değişiklikle, gerek iletişim anlamında attığım adımlarla bu anlayış değişikliğini de gerçekleştirmeye çalıştık. Biraz önce Avrupa’da bu fonları özel sektör fon yöneticilerinin yönettiğini ifade etmiştim. Benzer bir anlayışla POLSAN’ın tarihinde ilk kez özel sektör kökenli bir Arkadaşımızı Genel Müdür olarak göreve başlattık. Daha önce kurulmuş ve 2015 yılında kapanmış olan “İletişim Ve Ortaklarla İlişkiler Müdürlüğü”’nü 2018 yılında tekrar açtık. Proaktif bir iletişim anlayışı ortaya koymaya çalışıyoruz. 98 bin telefon görüşmesi yaptık ve 16 bin mesajı cevapladık. Bu anlamda yine ilk kez, kamuya açık bir faaliyet raporu hazırlandı. Ve yine ilk kez,  bir Sandık çalışanını terfi ettirerek genel müdür yardımcılığına getirdik. Böylece kurumun kendi insan kaynağını oluşturabileceğini de göstermiş olduk. Yine bir ilk olarak, Portföy Yönetimi odaklı bir yönetim yapılanmasına gittik ve hamdolsun Portföy gelirlerini bir önceki yıla göre % 69 artırdık.  Bir başka ilk de Polsan iştiraklerinde gerçekleşti ve bütün şirketlerimiz ilk defa kara geçtiler.  Dolayısıyla denetime açık, iletişim kanalları açık, özel sektörün ticari ve finansman yönetim modellerini uygulama esnekliğine sahip bir yapı kuruyoruz.   *Türkiye 17-25 Aralık sürecinden sonra ve daha da yoğun olarak 15 Temmuz sürecinden sonra ciddi bir arınma sürecine girmiştir. Bütün terör yapılarını, FETÖ’den tutun, PKK’ya kadar bütün yapıları karşımıza aldık ve ayrım gözetmeden topyekün bir mücadeleye giriştik.

Bunların içinde FETÖ ile olan mücadelemizin karakteri elbette ki biraz daha farklı. FETÖ, bunların belki de hepsinden girift bir yapıya sahip ve içimize sızmış bir örgüt… Yani bunu sadece dağdan veya hücre evinden değil, esas itibarıyla içimizden temizlemek durumundaydık. Önemli ölçüde başarı da elde ettik. Tamamen sıfırlandığını söylemek elbette ki mümkün değildir. Ancak hem büyük ölçüde temizledik hem de ortaya koydukları tahribatları tam anlamıyla gün yüzüne çıkardık.  İşte POLSAN’da ortaya koyduğumuz bu anlayış değişikliği ve atılımın temelinde de bu temizlik hareketi yatmaktadır. Kaybettiğimiz zamanı, kaybettiğimiz maddi fırsatları, gelişme fırsatlarını hızlıca geri almak durumundayız.  Geçmişi mülahaza etmek, bize sadece ders vermelidir, zamanımızı almamalıdır. Yeni bir başlangıcın heyecanı ile işe soyunmak lazım.

Bunu tek başımıza yapabilmemiz mümkün değildir. Sistemin sağlamlığını temin edecek şey, bütün mesai arkadaşlarımın sürece sahip çıkması, ilgisi ve heyecan duymasıdır. Bu salondakilerden beklentimiz budur. Özellikle üye sayısının artmasına katkı koymanızı, bunun için gayret göstermenizi istirham ediyorum. Bu salondaki heyecanı, bizim heyecanımızı arkadaşlarımızla paylaşmamıza vesile olmanız, onları teşvik etmeniz, bana göre hayati önemdedir.  Hedefimiz sadece üye sayısını arttırmak değildir. Birarada olmak, birarada olmanın verdiği güven duygusundan güç almaktır.  Açık, şeffaf, modern yönetim ilkeleriyle yönetilen ve üyelerine gerçekten ciddi maddi avantajlar sağlayabilen bir kurum yapısına ulaşmak istiyoruz. Dolayısıyla POLSAN’ı, Türkiye’deki diğer başarılı örnekler gibi, dünya ölçeğindeki başarılı Örnekler gibi yüksek bir standarda çekmek durumundayız. 1-2 yıldır bu kurumla ilgili takibimiz ve çalışmalarımız sözkonusu. Elde ettiğimiz ilk veriler, ilk sinyaller de bize doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Bunu başarabileceğimizin, hedeflerimize ulaşabileceğimizin ilk işaretlerini görüyorum ve bundan büyük bir heyecan duyuyorum.

Ben bu vesileyle, yakın ilginiz için, destekleriniz için şimdiden teşekkür ediyor, genel kurulumuzun hayırlara vesile olmasını diliyor, hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.